27 Ocak 2012 Cuma

AŞKI FISILDAYAN SES: NEVESER KÖKDEŞ



Bundan elli yıl kadar önce sıcak bir Temmuz sabahı İstanbul gazetelerinin birinde küçük bir haber yer alıyordu. Hüzünlü şarkıların bestecisi Neveser Kökdeş 62 yaşında bu dünyayı göçmüş, yaşamı boyu onu saran acılardan kurtulmuştu. Arkasından onu anlatan bir iki yazı çıktı, fakat hepsi o kadar... İnsanlar o günlerde başka olaylarla ilgileniyorlardı: Talat Aydemir tutuklanıyor, Koçero’nun dağlardaki saltanatı sürüyor, ganster Necdet Elmas hakkında şehir efsaneleri anlatılıyordu. Twist salgınına kapılan gençler, Marilyn Monreo’nun intiharıyla sarsılmışlardı. “Aşkı fısıldıyor sesin” şarkısının yazarının üzerine serilen kül bulutu, o günden bu yana kalkmadı. Onu hatırlayan da pek olmadı...

Neveser Kökdeş Abdülaziz'in baş mabeyncisi Hurşit bey kızıdır. Hurşit Bey Sultan Aziz'in tahttan indirilmesinin ardından Mardin'e, ardından Adana'ya, son olarak da Drama’ya sürülür. Musikiyi sever, keman, lavta, on iki telli saz ve nısfiyeyi, zamanının büyük alaturka icracıları derecesinde çalardı. Hurşit Bey dört evlilik yapmış, eşlerinden altı çocuğu olmuştu. Bunların en küçüğü olan Neveser’in kardeşleri de müzik alanında başarılı olmuş kişilerdi. Kardeşlerinden Emine Şayan alafranga müzikle ilgilenirdi. İkbal, Viyana'da sürekli şan dersleri aldıktan sonra birinci derecede ses sanatkârı olarak yetişmişti. Bayan Agâh ise alaturka piyanoda büyük başarı sağlamıştı. Ama bu kardeşler arasında en ünlüsü şüphesiz ağabeyi ünlü operet ve şarkı bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi’dir.

Üsküdar Bağlarbaşı’nda 1900 yılında doğan Neveser Kökdeş bir röportajda, çocukluk döneminde müzikle tanışmasını şöyle anlatır: “Babam Hurşit Paşa, mutasarrıf olarak Drama’da sürgünken dünyaya geldim. Babam oniki telli saz çalardı. Bu sebeple, ailece müziğe karşı düşkünlüğümüz fazladır. Çocukluğumdanberi müziğin aşığıyım. Kendi kendime çalıp ağladığım çok vâkidir. Müzik aletlerinden gitar, tanbur ve piyano çalarım.”

  Herşey bir polka ile başladı 

 Babasının ölümünden sonra Selanik’te okuyan ağabeyi Muhlis Sabahattin’in yanına götürülen Neveser, ana okuluna burada gider. Aynı dönemde annesi ikinci evliliğini yapar. Neveser yeni ailesiyle İstanbul’da Sarıgüzel’deki evlerine taşınır. İlkokula İstanbul’da başlar. Bir yıl sonra Aksaray’a taşındıkları için okul değiştirir. Eğitimini Mürebbiye-i Etfal adlı özel bir okulda sürdürür. Bu sırada Ahmet Bey adlı bir öğretmenden ilk piyano derslerini alır. Ardından piyano hocalığını Adonolfi adlı bir İtalyan üstlenir. Bunu Fransız bir mürebbiyenin dersleri izler. Eğitimini Notre Dame de Sion’da sürdüren Neveser’in müzikle ilişkisi burada da sürer. Bunu şöyle anlatıyor: “Notre Dame de Sion’da tahsilim sırasında piyanom meşhurdu. Konkurlarda daima birinci olurdum. İlk eserimi on iki yaşında alafranga bir besteyle yaptım.” Bu beste bir polkadır. Ardından prelüdler, valsler, tangolar, fanteziler, marşlar, Çigan havaları ve operet müzikleri gelir. Ayrıca pazarları, kilisede ilâhi söyleyen Hıristiyan arkadaşlarına orgla eşlik etmeye başlamıştır. 

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine okulu kapanan Neveser, evinde Oristi Calopotoni ile piyano ve gitar derslerini sürdürür. Aynı yıllarda ağabeyi Muhlis Sabahattin’in eşi Seniye Hanım’ın kardeşi Edirne Müstahkem Mevki Komutanı Rifat Paşa’nın oğlu Mehmet Ali Bey, Neveser’le evlenmek ister. Evlilik hazırlıkları sürerken Neveser annesinin ani ölümüyle sarsılır. Daha bunun acısını atlatamadan, Mehmet Ali Bey’in Belçika Ostend’e tayini nedeniyle, annesinin kırkı çıkar çıkmaz evlendirilir. Hüzünlü başlayan bu evlilik ne yazık ki üzücü bir sonla bitecektir. Nev'eser’in çok kısa bir süre beraber olabildiği eşi Çanakkale Cephesinde şehit düşer. Tek çocuğu Adnan daha bir yaşını bile doldurmamıştır.

Üzerleri örtülü aynalar 

Neveser Kökdeş bu dönemi şöyle anlatır: “Eşimin vefatından sonra dünyam kararmıştı. Oğlumla birlikte beş yıl boyunca evime kapandım, dışarı adım atmadım. Dünyaya küsmüştüm. Sonra karlı bir kış günü kendimi artık toparlamaya karar verdim. Bahçeye çıktım, temiz havayı derin derin içime çektim. İşte tam o sırada, hızla atılmış bir kartopu çarpmışçasına derin bir acı duydum yüzümde. Yanağım bir anda kasılıp kalıvermişti sanki.” Yüzünün bir yanına felç gelen ve ömür boyu bunun acısını yaşayacak olan Neveser bir daha aynalara bakmayacaktır... Evdeki bütün aynaların üzeri örtülü kalacaktır. 

Sanatçının oğlu Adnan Kökdeş, 1950 yılında yapılan bir röportajda annesinin Notre Dame de Sion’dan sonraki müzik yaşamını şöyle özetler: “Mektepten sonra Ankara’daki Türk Ocakları’nda konserler verip sonra da İstanbul Radyosu’na girmiş. Ve ayrıca Colombia şirketine epeyce plak doldurmuş. Sonra ver elini Anadolu... Ağabeysi çalmış, o söylemiş.”

Gerçekten de 1930’lu yılların başında Muhlis Sabahattin’in bazı operet şarkılarının Neveser Kökdeş tarafından seslendirildiğini görüyoruz. Colombia plak şirketinden çıkan bu plaklar Asetlemeap, Çaresaz ve Ayşe operetlerine aittir. Aynı yıllarda Neveser hanımın Muhlis Sabahattin’in emprezaryoluğunu yaptığı topluluklarda piyano çaldığına da Toto Karaca tanıklık eder.

İlk şarkısı bile acılı bir gününde yayınlandı 

Neveser Kökdeş, ağabeyi Muhlis Sabahattin’in öne çıktığı bu dönemde eserlerini kendine saklamayı seçer. Muhlis Sabahattin’in artık iyice hasta olup unutulmaya başladığı kırklı yıllarda bazı şarkılarını İstanbul Radyosu’na gönderir. Ama aradan aylar geçmesine karşın radyodan bir ses çıkmaz. Çünkü İstanbul Radyosu müdürü Mesut Cemil Tel, bir çok diğer müzisyen gibi, Neveser Kökdeş’in şarkılarının Türk Müziğine uygun olmadığını düşünmektedir. Mesut Cemil’in alay etmek için “onun müziğine dense dense ‘Neveser musikisi’ denebilir,” dediği de rivayet edilir.

Neveser hanımın radyoda çalınan ilk eseri hazin bir rastlantıdır ki, ilk kez 13 Şubat 1947’de, ağabeyi Muhlis Sabahattin’in cenazesinin kaldırıldığı gün yayınlanır. Neveser Kökdeş bu olayı şöyle anlatıyor: “Ağabeyim Muhlis Sabahattin Bey’in öldüğü gündü. Dünyam başıma bir kere daha çökmüş, perişan, bitkin mezarlıktan dönüyordum. Yol üzerindeki kahvelerden gelen bir şarkı sesi ile irkildim. Durdum, dinledim. Şu şarkı çalınıyordu radyoda: Gülüyorsun güzelim, gül, güle gülmek yaraşır... Bakamam gözlerine bakmaya, gözler kamaşır... Bu benim aylar önce radyoya gönderdiğim ve artık çalınıp söylenmesinden zerrece ümidim kalmayan bir şarkıydı. O an, işte sevincim ve kederim birbirine karıştı ve ben o gün, bu gün, birbirine sarmaş dolaş olmuş üzüntümü ve sevincimi birbirinden asla ve asla ayıramadım gitti.”

1950’li yıllarda çeşitli radyo dergilerinde yapılan röportajlarda, duvardaki Muhlis Sabahattin portresi ve piyanosunun üzerinde bulunan Beethoven büstüne dikkat çekildiğini görürüz. Sanatçının klasik batı müziğine düşkünlüğü, o dönem için pek rastlanmayan bir özellik olarak vurgulanır. Çeşitli röportajlarında bestelerinin arka planını anlatırken, hayal dünyasının zenginliğini şöyle açıklar: “Teessür, ızdırap, neşe ve sevinç gibi olaylar, eserlerim üzerinde geniş bir tesir yapar.” Güftelerinde geçmişe dair etkilenmelerin olmadığını söyleyen Neveser şöyle devam eder: “Mâzi, nedense bana ısınamadı. Yahut da ben ona ısınamadım.”

BBC’den Tino Rossi’ye uzanan ilişkiler

Aynı yıllarda Sermet Sami Uysal’ın yaptığı bir röportajda, sanatçının bestelerinin yurtdışında da seslendirildiği şöyle anlatılır: “(Sanatçının oğlu) Adnan bir deste mektup getirdi ve içlerinden birisini çekip bana uzattı... Mektup Fransa’daki Radio Diffusion et Télévision Françaises’in çeşitli müzik ve caz musikisi şefi Edouard Bervily tarafından gönderilmişti. Ve mealen deniyordu ki: ‘Lütfettiğiniz tangoları aldık, çok memnun olduk. İlerideki programlarımızda çalacağız. En derin hürmetlerimizin kabulünü rica ederiz...’ Adnan bir mektup daha uzattı. Bu da İngiltere’nin en tanınmış The British Broadcasting Corporation (BBC) firmasından geliyordu. ‘Rüya’, ‘Dinleyicilerimizle Başbaşa’, ‘Kalbimin Sesi’, ‘Neş’e’ isimli tangolarını derin bir hayranlıkla prova ettiklerini, büyük bir orkestra tarafından çalınıp, bir kısmının da plağa alınacağı yazıldıktan sonra, hayranlık ifade eden daha bir çok satırlar ilave edilmişti. Hele geçenlerde BBC’nin eserlerini çalması, sanatkârı ziyadesiyle mütehassıs etmiş. Tino Rossi için besteleyip gönderdiği eserler için tenorun sekreteri, Tino Rossi’nin halen İtalya’da bulunduğunu, bestelerin, gösterdiği musikişinaslar tarafından çok beğenildiğini, sanatkârın dönüşünde teganni edeceğini bildirmiş.”

Sesler geceleri beni uyutmuyor 

Neveser Kökdeş 1954 yılında itibaren İstanbul Radyosu’nda haftada bir 15 dakikalık bir program yapmaya başlar. Bu programda sanatçının eserlerini en iyi biçimde okuyan bir sanatçıya olanak tanınır ve Neveser Kökdeş de ona piyanosuyla eşlik eder. Program üç dört yıl boyunca sürer. Sanatçının bu arada ders verdiği bir çok öğrencisi olduğunu yapılan röportajlardan biliyoruz. Bunlar arasında daha sonra ünlü olacak siyahi şarkıcımız Yasemin (Siyahinci) de vardır. Radyo dergileri onu beğenen sanatçılarla birlikte kapısını çalıp mülakatlar yapar. Lütfü Güneri, Aynur Akın ve Şecaattin Tanyerli bu isimler arasındadır. Şecaattin Tanyerli’nin Neveser Kökdeş bestesi olan “Solan Ümit” adlı bir tangoyu repertuarına aldığını da bu tür bir röportaj sayesinde öğreniriz.

Yaptığı müziği anlamayıp onu eleştirenlene karşı Neveser Kökdeş şöyle cevap veriyordu: “Fes ve mes devri geçti, niçin musikimizde inkılâbı hazmedemiyoruz? Dedeler ve Rahmi Beylerin bile zaman zaman Türk musikisinde inkılap yapmak üzere harekete geçtikleri görülmüş, fakat fes’in altındaki zihniyet karşısında daha fazla cesaret edememişlerdir. Yani herkes bilir ki Dede’nin valsleri vardır.” Neveser Kökdeş özelikle radyo yayınları sayesinde artık adının iyice tanındığı 1950’li yıllarda geçim ve sağlık sorunlarıyla uğraşmaktaydı. Bu durumu bir röportajda şöyle anlatır: “Bu işten kırk para kazanmıyorum. Üstelik eserlerimi orkestrasyon yaptırmak için cebimden para bile verdiğim oluyor. Bereket kanatları altına sığınacağım fedakâr bir evladım var. Bestekârlık bana sıhhatimi, saadetimi, herşeyimi kaybettirdi. Geçirdiğim buhranlar yüzünden yüzüm takallus etti, elektrikle tedavi olarak bugünkü halime girebildim. Sesler beni geceleri uyutmuyor.”

Seslerin geceleri uyutmadığı Neveser Kökdeş acılı bir yaşamı, genç sayılacak bir yaşta noktaladı. Artık “bir derin uyku”nun koynunda huzur bulabilecekti. Ama onu saran sisli bulutlar, ölümünden sonra da üzerinden kalkmadı. Ölümünün ardından elli yıl geçmesine karşın, onu ve çok etkileyici müziğini hala yeteri kadar tanımayışımız da bunu göstermiyor mu?

Kaynaklar: Dr. Sevim Kunt, Neveser Kökdeş (broşür) t.y., Perde 20 Mayıs 1950, Radyo Haftası 2 Ağustos 1952, Radyo Alemi 26 Mart 1953, (Kokulu) Radyo 3 Şubat 1954, Radyo Alemi 18 Mart 1954, Radyo Alemi 31 Ekim 1957, Akşam 10 Temmuz 1962, Turgut Etingü, “Neveser Kökdeş,” Hayat, 3 Ağustos 1962, M. Engin Noyan, “Bir Neveser Kökdeş Vardı...” Sanat Olayı, Temmuz 1984, Berrak Taranç, “Tangolar ve yalnız bir kadın: Nevesser Kökteş,” Argos, Haziran 1991


Çerçeve: BİR DERİN UYKUDA
Fotoğraftaki gelin elbette Neveser Kökdeş. Yanındaki ise eşi topçu teğmeni Mehmet Ali Bey. Fotoğrafa dikkatlice bakarsanız, Mehmet Ali Bey’in başının bir fotomontajla resme yerleştirildiğini göreceksiniz. Çünkü, Mehmet Ali Bey cephede şehit olmuş, Neveser’in elinde ise birlikte çekilmiş tek bir fotoğrafları bile kalmamıştır. Neveser Kökdeş’in şarkı sözlerinin büyük bölümü bu hüzünlü öykünün izlerini taşır belki de: Bir derin uykudadır şimdi gönlüm. Bilmem nasıl geçecek böylece ömrüm.

NEVESER ŞARKILARINI NASIL DİNLEYEBİLİRİZ?
Ne yazık ki, yaşamının ve müziğinin üzerindeki sis perdesi günümüze kadar silinmemiştir. Bugün Neveser Kökdeş şarkılarını dinlemek isterseniz, işinizin hiç de kolay olmadığını söyleyeceğim. Onun Muhlis Sabahattin’in operet şarkıları otuzlu yılların başında plağa okuduğunu söylemiştik. Ama bu taş plakların sizde olması elbette bir mucize olurdu. Bu dönemden iki şarkı (Çaresaz’dan “Yapma Çaresaz” ve Ayşe operetinden “Doya doya öpeyim”), Cemal Ünlü’nün 1996 yılında Yapı Kredi Bankası için hazırladığı “Operetler, Kantolar, Fanteziler” adlı CD’de yer almakta. Neveser Kökdeş’in yaşadığı dönemde radyoda onun bestelerini okuyan sanatçılar arasında Sabite Tur Gülerman, Mualla Mukadder, Safiye Ayla, Lütfü Güneri, Ahmet Üstün, ve Zeki Müren gibi isimler bulunmaktadır. Neveser Kökdeş bunlar arasında en çok Sabite Tur Gülerman’ı beğenir. Gerçekten de Sabite Tur, bu eserlerin içerdiği lirizmi yansıtmayı başarmıştır. Yine 78 devirli plaklarda kalan bu yorumlardan benim dinlediklerim şunlar: Ruhumda neşe hayale daldım/ Gül olsam ya sünbül olsam/ Sevmek seni bir suç ise/ Bahar pembe beyaz olur/ Aşkı fısıldıyor sesin/ Bir derin uykudan. Kalan Müzik bir Sabite Tur Gülerman CD’si yayınladıysa da, bu derlemede Neveser Kökdeş parçaları yer almamakta. Yine Kalan tarafından yayınlanan “Zeki Müren. 1955-1963 kayıtları” adlı albümde ise Neveser Kökdeş’in “Gel de güzelim beni sevindir” adlı parçasını dinlememiz mümkün. Günümüzde yapılan yeni yorumlar ise çok sınırlı. Türk Müziği Kadınlar Topluluğu’nun yorumladığı 12 Neveser Kökdeş şarkısı “Avaze” adıyla bir CD olarak yayınlandı. Bu albüm piyasada satılmıyor. Geliri Europa Donna’ya (Meme Hastalıkları Koalisyonu Derneği) aktarılmak üzere elden satıldı. Zaten Neveser hanımın şarkılarının koro tarafından yorumlanması da aslının inkarı gibi geliyor bana. Şarkıların içerdiği hüzün ve bireysellik, bu tür bir icrada kayboluyor kanımca. Neveser Kökdeş şarkılarının oldukça başarılı bir yeni yorumcusu ise Melihat Gülses. Sanatçı “Eylül Şarkıları” adlı albümde “Gül dalında öten bülbülün olsam,”; “Beyaz Köpükler” adlı albümde de “Hüsranla gönül” ve “Gül olsam ya sünbül olsam” adlı şarkıları seslendirdi. Ama bana sorarsanız Neveser Kökdeş hala keşfedilmeyi bekliyor. Doğu batı sentezini yıllar önce yapmış olan bu bestecimiz, çok daha çağdaş yorumculara ışık verebilir. Vermeli de...

2 yorum:

Reşit ÇAĞIN dedi ki...

Yakın tarihimize ışık tutan araştırmalarınız, makale ve kitaplarınız için sonsuz teşekkürler.Bu özel bestekarımız için derlediğiniz bilgiler de çok önemli ve değerli.Sağ olunuz.

Ender Çetinkaya dedi ki...

Sağolunuz. Bu muhteşem kadını sayenizde daha yakından tanıma şerefi buldum. Var olunuz efendim!