28 Nisan 2008 Pazartesi

PAZAR YAZILARI


BİR KUMBARA ÖYKÜSÜ
Geçtiğimiz hafta Eminönü’ndeki Türkiye İş Bankası Müzesi’nde yeni bir sergi açıldı. “Bir Kumbara Öyküsü” adlı bu sergiye paralel olarak, aynı adla bir de kitap yayınlandı. Söylemesi ayıptır, serginin metinleri ve kitap benim imzamı taşıyor. Bu serginin ve kitabın hazırlanış öyküsünü sizlerle paylaşmak istedim.

Yıllar yıllar önce, reklam tarihi konusunda çalışırken, tarihimizdeki ilginç kampanyaların neler olduğunu bulmaya çalışıyordum. 1930’lu yıllarda gazete ve dergilerde “İş Bankası ve kumbara” konseptli ilanların özel bir ağıırlık taşıdığını gördüm. Ayrıca hemen hemen tüm mecralarda bu bankanın kumbaralı reklamlarının da inanılmaz bir yaratıcılıkla kullanıldığı hemen farkediliyordu. Banklarda, stadlardaki panolarda, vapur iskelelerinde, tramvay üstlerinde sık sık kumbaralı ilanlarla karşılaşıyordum. Kumbaralı saatler büyük kentlerin meydanlarında buluşma noktası olarak kullanılıyordu. Hatta ilk uçaklı reklamı da yapmışlardı. O zamanlar kısa bir inceleme yaparak “Çünkü kumbaramız var,” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.

Kumbara temalı özel bir dergi

Aradan yıllar geçti. Geçtiğimiz ekim ayında Türkiye İş Bankası Müzesi açıldı. Bir salonu “geçici sergilere” ayrılmıştı bu müzenin. İlk sergi olarak da İş Bankası kumbarasının öyküsünü anlatmayı düşünmüşler. İlk kumbara 1928 yılında dağıtılmıştı, yani tam 80 yıl önce. Sanırım benim daha önce yazdığım bu yazıyı okumuşlar. Beni arayıp sergiyi hazırlayıp hazırlayamayacağımı sordular. Heyecan verici bir projeydi, hemen kabul ettim.

Türkiye İş Bankası’nın elinde zengin bir koleksiyon vardı. Benim elimdekiler de pek fena bir toplam değildi ve birbirini tamamlıyorlardı. Bilmediğim bir çok şey öğrendim. Örneğin bende tek bir sayısı olan İş Kumbarası adını taşıyon derginin koleksiyonunu incelemek fırsatını buldum. İş Bankası bu dergiyi 1932 yılında üç ayda bir yayınlamaya başlamıştı. Yaklaşık sekiz yıl kadar da düzenli olarak çıkarmışlardı. Derginin önemi, yayıncılık tarihimizde rastlanmayacak kadar özel bir konsept dergisi niteliğini taşımasıydı. Bu dergide başyazı, hikaye, röportaj, şiir, oyun ne varsa hepsi kumbara ile ilgiliydi. Örneğin röportajları yapan Hikmet Feridun Es; Abdülhak Hamit’den dünya güzelimiz Keriman Halis’e, yaşayan en yaşlı adam Zaro Ağa’dan piyango satıcısı cücemiz Simon’a kadar herkesle konusu kumbara olan bir röportaj yapmıştı. Hazırladığımız kitabın ekler bölümüne bu tür çalışmalardan zengin bir seçki eklemeyi unuutmadık elbette...

Vahşi biriktirmez!

Peki kumbara neden bu denli önem kazanmıştı, neden bankanın reklam kampanyalarında ana figür olarak öne çıkarılmıştı? Sergi ve kitap bu soruya da cevap bulmaya çalıştı. Esas neden kumbaraların dağıtılmasıyla Türkiye ekonomik tarihi arasındaki ilişkide saklıydı. 1929 Dünya Krizi’nden etkilenen Türkiye ulusal ekonomiye geçmeye karar vermişti. Bu ise ulusal servetin korunması ve yerli sanayiin desteklenmesi demekti. 1929 yılında hükümet destekli yarı resmi bir dernek olan “Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti”, bu anlayışın propagandasını yapmak için kurulmuştu. Genel sekreterliğini Vedat Nedim Tör’ün yaptığı Cemiyet yayınlarında, tanıtım faaliyetlerinde “tasarruf” düşüncesini yaymayı amaçlıyordu. Örneğin Cemiyetin yayınladığı “Tasarruf Nedir?” başlıklı broşür şu sözlerle başlıyordu: “Tasarruf medeniyet alametidir. Vahşi biriktirmez!” İşte bu nedenle kumbara ile tasarruf kampanyaları üstüste gelmiş, adeta çakışmıştı. Birlikte çalışılıyor, Cemiyet’in girdiği her yere İş Bankası kumbarası da giriyordu. Bu giderek öyle bir hale geldi ki, kumbara tüm bu dönemin simgesi olarak kabul edilmeye başlandı. Yine bankanın arşivinde rastladığım bir fotoğraf inanılmaz bir çarpıcılıkla bunu kanıtlıyordu. Bir caminin mahyasında yer alan İş Bankası kumbarası! Tamam Cumhuriyet’in ilk yıllarında “İçki içmeyiniz” ya da “Verginizi ödeyiniz” yazılı mahyalar görmüştüm ama, böylesine özel bir bankanın reklamını taşıyan bir mahya ilk kez karşıma çıkıyordu. Ama dönemi iyice inceleyince İş Bankası çalışmalarının Cumhuriyet yönetimi ve ideolojisiyle nasıl atbaşı gitiğini görmek mümkündü. Bu nedenle de o zamanlar hiç kimse, bu tür reklamları bir “özel sorun” olarak görmüyordu...

İş Bankası kumbara ile öylesine özdeşleşti ki, onu yetmişli yıllara kadar bankanın en önemli simgelerinden biri olarak kullanmayı sürdürdü. O yılların reklam filmleri bile kumbara üzerine yapılıyordu. Ama enflasyon canavarı bu güzel tasarruf oyuncağının da sonunu getirdi. Paramızın hızla değer kaybedişi, demir paraların da anlamsız hale gelmesine neden oldu. İnsanlar değersiz paraları niçin kumbaraya atsınlardı ki... Cumhuriyetin 75. yılı nedeniyle hazırlanan bir kitapta kumbaranın öyküsünü anlatan Enis Batur, bu nedenle şu vurguyu yapmak gereğini duymuştu: “Bozuk paraya [artık] para gözüyle bakılmıyor ki saklansın, biriktirilsin. Zaman hızla kemiriyor durduğu yerde duran akçeyi: Kumbarayı dolaşımdan kaldıran, onu Mumyalar Müzesi’ne götüren aslında enflasyon.”

Ama bizim bu sergi ve kitabı hazırladığımız bu dönem daha şanslı... Artık enflasyon belli ölçüde kontrol altına alındı. Türk lirasının sıfırları atılınca demir paralar da yeniden değer kazandı. Bu nedenle İş Bankası’nın birkaç yıldır yeniden kumbara yaptırıp dağıttığını da ben yeni öğrendim. Yani kumbara artık sadece bir nostalji, anılarda kalmış bir obje değil. Günümüzde de yaşayan bir olgu. Bu nedenle “Bir Kumbara Öyküsü” hala özel bir anlam taşımaya devam ediyor... Etsin de!

Hiç yorum yok: