17 Şubat 2008 Pazar

PAZAR YAZILARI


İZMİR HATIRASI
İzmir’le ilgili hatıra bende pek bol... Ne de olsa yaşamımın yirmi küsur yılını orada geçirmişim. Halen de yazları Karaburun’a taşınırım. Bu nedenle hatıralara dalarsak içinden çıkamayız... Ama müzikle ilgili hatıralar derseniz, önce ilkgençlik yıllarımda Çiğli Radyosu’ndan dinlediğim dumanı üstünde pop şarkıları gelir aklıma. Beatles’dan Yardbirds’e; Manfred Mann’den Bob Dylan’a listelere ne girmişsse... Ardından Miserables yılları gelir ki, kendileri vakti zamanında Karşıyaka’nın en nadide rock topluluğudur. Arkadaşları olup garaj misali ev ortamında yaptıkları provalara sık sık katılmışlığımız vardır. Yazları ise Kuşadası Kale Diskosu’nda barmenlik yapıp, Ankaralı Oksijen grubu icrasıyla Led Zeppelin şarkıları eşliğinde dansetmişliğimiz de... Yakın dönemlere gelirsek Karaburun Şenliği medarı iftiharımızdır. Yazlarımızı şenledirir.

Lakin bu yazıya vesile olan İzmir Hatırası’nda niyet başka... Muammer Ketencoğlu’nun yeni albümünün adı bu. Kendisi ilk Karaburun Şenliği’mize konuk olup, bol bol bu türden parçalar çalmıştı bize. Ama şimdi türküler elimizde kanlı canlı duruyor. Diskçalarımızda göbek atıyor...

Gâvur İzmir

Ketencoğlu’nun peşine düştüğü hatıralar pek eski zamanlara ait, gâvur İzmir’e... Cumhuriyet öncesi İzmir bu adı hakkaniyetle taşır. 1894 yılının nüfus dağılımı bunun kanıtı: Müslüman 89.00, Grek-Ortodoks 52.000, Ermeni 5628, Yahudi 16.000, yabancılar 35.309. Böyle bir etnik yapının yarattığı kültür mozayiği de haliyle çok sesli olacaktı. Muammer kardeşimiz, her zamanki enternasyonal kimliğiyle eski türkülere doğru yelken açmış. Bereketli balıkçı misali, sepetlerini doldurup iskelemize yanaşmış...

Albüm “Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru” türküsüyle açılıyor. Hemen ardından şakacı bir Urla kadın türküsüne bağlanıyoruz: “Mendilimin ucuna sakız bağladım sakız.” Malum o dönemler İzmir çevresi (özellikle Çeşme) sakız ağacıyla dolu. Devamında aşk türküsü Esma geliyor: “Bu can da sana kurban olsun Esma”. Derken sesler, diller birbirine karışmaya başlıyor. İzmir Üçlemesi; Yahudi İspanyolcası, Türkçe ve Rumca, birbirine benzer üç ezgiden oluşuyor. Karataş’tan, Tire’den, Bayındır’dan derlenen türküler birbirini kucaklayarak tek bir şarkıya dönüşüyorlar. Sıradaki türkü yine Rumca. “To Salvari”, yani bildiğimiz şalvar’dan söz ediyor. İçinde bol bol Karşıkaya’dan söz ediliyor. Zaten ne hikmetse, vakti zamanınında en şakrak semt olduğundan mı nedir, Karşıyaka’ya name yapan şarkılar türküler pek fazladır. Şarkıda erkek soruyor: “Hanımım söyler misin, Türk müsün Rum musun/ Yoksa İngiliz mi Fransız mı? O kadar güzelsin ki!” Kız cevap veriyor: “Sana ne ben nereliysem nereliyim/ Menemenli, Karşıyakalı.../ Ve benim şalvarımdan sana ne/ İster kısa giyerim ister uzun ister kararında.” Tabii burada İzmir’in kızlarının, ta o zamanlardan beri güzelliğiyle ünlü oldukları konusuna da girebiliriz, ama lafı da çok uzatırız...

Bergama’nın nefesli takımları

Deniz Ketencoğlu’nun seslendirdiği Bayındır ilçesinden bir kadın zeybeğiyle devam ediyor albüm: “Alt’ay oldu ben bu dağı aşalı.” Sonra bir aşk türküsü daha “Hürmüz Hanım.” Ardından eski mi eski taş plaklardan alınma bir Rum aşk şarkısı. Türkçeye çevirirsek adı “Elmam, mandalinam benim.” Ege toprakları bereketli mâlum!

Birden karşımıza Hüsnü Şenlendirici kardeşimiz çıkıyor. Beklenmedik şekilde klarnetini yana koyup trompetiyle bir segâh taksim yapıyor. Bilen bilir, rahmetli babası Ergün Şenlendirici Okay Temiz’le de çok çalmış müthiş bir trompetçiydi. Onun anısına bir parça geliyor şimdi de. Bergama’dan “Üç kemerin direği.” Hüsnü klarnet, trompet ve davul çalmakta. Bu türkü, 1980’lere kadar Batı Anadolu’daki düğünlerde, “takım” adı verilen dört-beş kişilik nefesli sazların ağırlıklı yer aldığı toplulukların repertuarından.

Derken karşımıza güzel bir Yahudi halk şarkısı çıkıyor. Janet Esim’in vokaliyle dinliyoruz: “Alma Miya/ Canım Benim.” Hadi bakalım bir de Karaburun türküsü var albümde! “Şu İzmir’den çekirdeksiz nar gelir.” Şarkı sözlerinde İzmir’in gavurluğuna gönderme bile yapıyor: “Cavır İzmir aman Kordon boyun efem de şen olsun/ Seni benden aman ayıranlar efem de kör olsun.” Mikrofonu Rumca şarkıların solisti Stelyo Berber alıyor yine. Kökeni otuzlu yıllara uzanan bir şarkı geliyor: “To Dervisaki/ Derviş.”

İzmir hatırası denilince ister istemez efeleri de sıkça anıyoruz... Ödemiş’ten “Gökçen Efe”ye yakılmış bir türkü var sırada. Hemen ardından Alaçatı’ya geçip, İvi Dermancı’nın sesinden geleneksel bir Rum aşk şarkısına konuk oluyoruz: “Yalo yalo/ Kıyı kıyı.”

İzmir Hatırası sıkı bir araştırma, omuz omuza bir arkadaşlık ve usta bir müzisyenliğin ürünü. Yukarda adını andığımız konuklar dışında Muammer Ketencoğlu’na Cengiz Onural (gitar), Erdem Şentürk (ud), Baki Kemancı (keman), Murat Aydemir (tanbur), Derya Türkan (kemençe), Göksel Baktagir (kanun), Orhan Osman (buzuki, bağlama), Rahbi Göçmen (perküsyon) başta olmak üzere onlarca müzisyen eşlik etmiş. Bu çok başarılı çalışmayı elbette yine Kalan Müzik yayınlıyor. Yüz sayfaya yakın bir kitapçıkla birlikte. Türküler hatıralarımızı canlandırıyor... İzmir hatıralarımızı.... Hatıralarımıza sahip çıkalım!

Hiç yorum yok: