20 Aralık 2008 Cumartesi

CUMARTESİ YAZILARI


BİR SARAY TERZİSİNİN EVRAK-I METRUKESİ
Sadberk Hanım Müzesi’nde “Sarayın Terzisi” konulu bir sergi açıldığını, hele bu serginin sadece Parma adlı tek bir terzihaneyi kapsadığını duyunca şaşırdım. Nasıl şaşırmam ki? Geçenlerde eski terziler konusunda bir araştırma yapmaya kalkmış, Said Duhani’nin kitaplarında yer alan bir kaç satırdan başka bilgi bulamamıştım. Hem onun yazdığı terziler arasında Parma adı da geçmiyordu. Osmanlı sarayını son dönemlerinde Botter, Charvet ve Vödovinç adlı terzilerin giydirdiğini söylüyordu.

Merakımı yenemeyip Büyükdere’ye doğru yola çıktım. Müze epeyi uzak (Duyduğuma göre Beyoğlu’nda yeni bir bina arıyorlarmış). Kapanmadan bir saat önce içeri girdim ve gezmeye başladım. Evet inanılmaz ama gerçek. Abdülhamit döneminin saray terzisi Parma’nın diktiği elbiseler, aile fotoğrafları, alet edevatları ve kocaman sipariş defterleri üç salon boyunca sıralanmıştı. Kocaman demem boşuna değil. Biri 18,5, diğeri 40 kilo bu defterlerin. Taşımak için hamal gerekli!

Sergiye eşlik eden, Doç. Dr. Hülya Tezcan’ın yazdığı başarılı bir de kitap yayınlanmış. Gerek metin olarak, gerekse görselleri açısından çok zengin bir kitap bu. Serginin öyküsünü de bu kitapta okudum. Sergi kadar, hatta ondan daha fazla ilgi çekici…

Çukurcuma’dan çıkan bir defter ve sonrası

Hülya Tezcan 1991 yılında Topkapı Sarayı’nda padişah elbiseleri ve kumaş bölümünde görevli. Sevgi Gönül ,Çukurcuma’dan eski bir terzi defteri satın aldıktan sonra ortak bir arkadaşları aracılığıyla Hülya Tezcan’la ilişki kuruyor. İki kişinin güçlükle taşıdığı defter Topkapı Sarayı’na geliyor. Defter 1897-1902 yılları arasını kapsıyor ve Parma Atölyesinin aldığı tüm siparişleri içeriyor. Hülya Tezcan uzun sure bu defter üzerinde çalışıyor ve o yıllarda bu araştırmasının sonuçlarını bir kitapla yayınlıyor.

Aradan yıllar geçiyor. Sevgi Gönül’ü kaybettiğimiz 2003 yılında, Parma Terzi Atölyesiyle ilgili yeni bir gelişme oluyor. Hülya Tezcan once Ömer Koç’un Parma Atölyesine ait yeni bir defter satın aldığını duyuyor. Hemen Ömer Koç’u arayarak görüşmek isitediğini söylüyor. Bu kez defteri taşımak kolay değil. Hülya hanım gidip defteri görüyor. Bu tam 40 kiloluk defter, birinci defterin bittiği 1902 yılından başlayarak 1923 yılına kadar uzanıyor. Yani atölyenin 26 yıllık faaliyetini eksiksiz olarak izleme şansına kavuşulmuş oluyor!

Gümrükten çıkan aile ilişkisi

Bitmedi; tam bu ikinci defteri incelediği günlerde, Hülya Tezcan’ı bir gümrük sorunu nedeniyle arıyorlar. Mesele şu: Yurtdışına ailesiyle ilgili bazı eşyaları çıkarmak isteyen bir kişi gümrükte alıkonulmuş. Eşyalar arasında 150 yıllık bir Lâdik seccadesi de var. Sözü uzatmayalım Hülya hanımın bilirkişi olarak bulaştığı bu olayda, karşısına çıkan kişi Parma Atölyesinin üçüncü kuşaktan üyesi Mario Parma. Tabii seccade İstanbul’da kalıyor ama aile ile de bağlar böylece kurulmuş oluyor. Hâlâ İstanbul’la bağları olan bu aile buraya geldikerinde Tarlabaşı’ndaki Parma Apartmanı’nda oturuyorlar. Çatı arasında da atölyeden kalma makaslar, numune defterleri vesaire… Hemen bunların da fotoğrafları çekiliyor. Sonra Koç ailesinin çevresi de kullanılarak, dört koldan eski aileler araştırılıyor. Kimde Parma etiketli elbise var diye… Tabii Topkapı Müzesi’nin Padişah elbiseleri bölümü de ziyaret ediliyor. Burada yer alan 2. Abdülhamit’e ait elbiselerin hemen hepsi de Parma imzalı çıkmaz mı!

Kitap ve sergi için yapılabilecek ne varsa yapılmış. Bu Türkiye’de kolay kolay karşımıza çıkmayan bir durum. Karıştırılmadık gardrop, albüm kalmamış. Sonunda neredeyse kusursuz bir sonuç. Padişah’ın terzisi, tüm ayrıntılarıyla karşımızda!

Kitaptan öğrendiğimize gore, Parma ailesinin Cenova’dan İstanbul’a gelişi 1700 yıllarına kadar uzanıyor. Daha çok gıda ticaretiyle uğraşan aile 1820’de Bomonti’de tereyağı ve peynir satan bir dükkan açmışlar. Ailenin çeşitli üyeleri değişik alanlarda ticaret yapmaya devam ederken, Paul Parma 1885 yılında oldukça başarılı bir terzi atölyesine yönetici olarak girmiş. “M. Palma & D. Lena” adını taşıyan bir atölyenin önce ortağı, sonra da sahibi olmuş. 1902 yılından itibaren firmanın adı Parma olarak değiştirilmiş. Firmanın adresi, Beyoğlu’nda Avrupa Pasajı’nın karışısında bugün de ayakta (ve ailenin malı) olan Parma Hanı.

Abdülhamit’e yüzde onluk bir indirim

Parma Atölyesinin defterleri ilginç bilgiler ve onların taşıdığı öykülerle dolu. Buradan anlaşıldığına göre sarayın ve diğer zengin müşterilerin diktirdiği pantolon, ceket, yelek, pardesü gibi sivil giysiler son dönem Avrupa erkek modasına tamamen uygun. Sergide yer alan Sultan II. Abdülhamid ile çocukları şehzade Mehmed Abid Efendi ve şehzade Ahmed Nurettin Efendi’ye ait elbiseler de bunu açıkça gösteriyor. Abdülhamit’in oğulları ve kızları da Parma’dan alışveriş ediyorlar. Sadece elbiseler değil, aklınızsa ne gelirse. Çünkü Parma Atölyesi saray için diğer mağazalardan ve Avrupa’dan da alışveriş yapıyor. 2. Abdülhamit için yüzde onluk bir özel indirimleri bile var. Ama şehzadelerden biri borcunu geciktirmeye görsün, hemen acımasız bir faiz uygulaması devreye giriyor.

Sadberk Hanım Müzesi’ni ve Hülya Tezcan’ı bu başarılı sergi ve kitap için kutlamak gerekli. Tek bir atölyenin, yani koca yaşam içindeki küçücük bir ayrıntının bile kocaman bir sergi olacağını gösterdikleri için. Kocaman konuların bile kolay kolay bir aray getirilip, doğru dürüst sergilenemediği bir ülkede bunu başardıkları için. Sarayın terzisi Mösyö Parma’yı artık kapı komşumdan daha iyi tanıyorum!

KUTU

Hatice Sultan’ın çapkınlıkları

Kitapta ilginç ayrıntılar var demiştim. İşte biri. Atölyenin defterlerinde hanedan üyeleri arasında bir tek kadının adı geçiyor: Abdülhamit’in kızı Naime Sultan’ın. Naime Sultan siparişlerini defterde adlarının yanına “siyah” diye not düşülmüş Cafer, Hayreddin ve Selim Ağa isimli adamları, yani harem ağaları vasıtasıyla yapıyor. Ama satın alınan şeyler elbise, gömlek, pardesü gibi erkek giysileri. Hatta erkek parfümleri de... Naime Sultan’ın yaşamı incelendiğinde ilginç bir öykü karşımıza çıkıyor. 2. Abdülhamit, kızı Naime’yi 1898 yılında yılında Gazi Osman Paşa’nın yakışıklı ve kültürlü oğlu Kemaleddin Paşa’yla evlendiriyor. Hemen ardından yeğeni Hatice Sultan’ı da alaydan yetişme ve oldukça çirkin Vasıf Beyle başgöz ediyor. Ama Hatice Sultan kocasını hiç beğenmiyor ve amcası Abdülhamit’ten intikam almak için yemin ediyor. Düğünden sonra kendisine Ortaköy’de Naime Sultan’ınkine bitişik bir saray veriliyor. Hatice Sultan bunu fırsat biliyor, hemen Naime’nin yakışıklı kocasına mektuplar yazıyor ve onu baştan çıkarıyor. Bu skandal ortaya çıkınca 2. Abdülhamit çok kızıyor. Önce kızını kocasından boşatıyor, sonra iki Sultan arasında gidip gelen adamcağızı bütün rütbelerini sökerek Burya’ya sürgün yolluyor. Şeker hastası olan Hatice Sultan’ın babası 5. Murad da olayı duyunca şekeri yükseliyor ve kısa sürede ölüyor.

Parma defteriyle alaka şöyle. Naime Sultan’ın boşanma olayı 1904 yılında oluyor. Siparişler ise 1901-1902 yılında yapılmış. Kitabın yazarı Hülya Tezcan soruyor tabii: “Bu [alışverişler] acaba eşini seven ve yuvasını korumak isteyen bir kadının onu elinde tutmak için gösterdiği çabalar mıdır?” Bana sorarsanız Naime Sultan kendine yeni kokular ve çamaşırlar alsaydı daha başarılı olabilirdi!

Hiç yorum yok: